Dünyam rengarenk değildi hiçbir zaman ama güneşliydi, benim dünyamın renkleri canlıydı. Sonra ne oldu bilmiyorum. Birden değil, zamanla oldu. Parlak güneşimi sevimli bembeyaz bulutlar kapattı önceleri. Ama geldiler, rahatsızlık vermeden gittiler. Sonra ufak tefek kara bulutlar. Önemsemedim başta, benim dünyamın renklerini solduramaz sandım ufak kara bir bulut. Giderek sayıları arttı, ben gene göz ardı ettim. Derken güneşimi unutmaya başladım. Dünyam eskisi kadar parlak ve canlı değildi. Unutmuştum bile güneşimin daha önce nasıl parladığını. Yani unutmuş olmalıyım ki o anda farkına varamadım böyle bir değişimin. Çok geç farkına vardım bazı şeylerin ters gittiğinin, eskisi gibi olmadığının. Kara bulutlar her yerdeydi ve dünyam kararmıştı. Alıştığım güneşimi zaten unutmuştum ama artık gök yüzümün mavisini bile seçemez olmuştum. Sonrası fırtına...

İşte böyle oldu. Hiçbir şey birden bire olmadı. O yüzden hala bir cevap veremiyorum "Sorun ne?" sorusuna. Kendime bu soruyu sormayı bıraktım, sorunlarla ilgilenmek yerine kendimle ilgileniyorum. Tavsiye ederim çünkü sorunları çözmekle bitiremezsiniz biri biter, bir yenisi başlar. Fakat kendinizi çözmeyi deneyebilirsiniz kendinize, hislerinize, duygularınıza kulak vererek. Şimdi sadece bunun için çabalıyorum. Duygularımla hareket ediyorum. Duygularınızı kılavuzunuz yaptığınız zaman kızanlar oluyor, sizde yok sanıp size akıl vermeye çalışanlar, başardığınız zaman kıskananlar oluyor. Olsunlar :) İyi ki varlar...